Back to @oktayvural's profile

Oktay Vural engagement report

@oktayvural - 817K followers on X

Measured over 35 original posts from a 30-day window, last computed on August 31, 2026.

Engagement

Middle of its size range
Per follower
0.024%
of 817K followers
Per impression
0.899%
22K views on a typical post
Reach
2.68%
of its followers see a post
Typical post
197
interactions (median)
Saved
0.018%
4 bookmarks on a typical post
Posting rate
2.03/day
active 83% of days
Peak time
08:00 UTC
Wednesday

A typical post picks up 197 interactions against 817K followers, an engagement rate of 0.024%. Measured over 35 original posts, its engagement rate beats 47% of 3,882 tracked accounts of a similar size, which puts it in the middle of its size range rather than at either end. Posts are seen about 22K times each, and 0.899% of those impressions turn into an interaction. That is about 2.68% of the follower count, which is the gap between an audience on paper and an audience in a timeline. Posting runs at about 2 posts a day over the last 30 days, with activity on almost every day in the window. Most posts go out around 08:00 UTC, and Wednesday is the busiest day of the week. Of the 35 posts sampled, 54% carry an image or video, 9% are part of a thread and 6% link out. The account's strongest tracked post pulled 1.9K interactions, about 9.4x its own typical post.

Measured over 35 original posts from a 30-day window, last computed on August 31, 2026.

Compared with accounts its own size

Oktay Vural's engagement rate beats 47% of the tracked X accounts closest to it in follower count (3,882 accounts, accounts of similar size (decile 9 of 10)). A percentile is spread evenly by construction, so 50 really is the middle of that group and 90 really is its top tenth.

On engagement per impression rather than per follower it beats 48% of the same group. When those two numbers disagree, the gap is about how far its posts travel rather than how people react to them.

Where this sits in the catalog

At 0.024%, Oktay Vural sits above the 25th percentile of the 37,582 accounts in this comparison. That places it in the below the median band, which runs 0.012% to 0.081%.

p100.002%
p250.012%
p50 (median)0.081%
p750.439%
p902.10%
p99158.1%
Engagement rate as a share of followers, across the 37,582 accounts we have scanned enough to measure. The axis is logarithmic, because the top and bottom of this population are about 105,409 times apart and a linear axis would flatten everything below the median into a single point.
Show the percentile table
Engagement rate percentiles
PercentileEngagement rate
10th percentile0.002%
25th percentile0.012%
50th percentile0.081%
75th percentile0.439%
90th percentile2.10%
99th percentile158.1%

This ruler is the whole measured catalog, not a size-matched group: it shows where the raw rate falls across every account we can measure, all of which are large. For a like-for-like comparison, read the size-band percentile above instead. See how the bands are built

Posting timing

This account posts most often around 08:00 UTC, and Wednesday is its busiest day of the week. The bars below are the catalog-wide pattern, with this account's own busiest slot marked. They do not show how this account performs at each hour: we keep one aggregate per account, not one per hour, so that measurement does not exist in our data.

Engagement by hour posted, UTCTwenty-four bars, one per UTC hour. Each bar shows how posts published in that hour compare with their own authors' median engagement. Bars above the centre line ran higher than the median, bars below ran lower. A marker flags Busiest hour: 08:00 UTC.
0003060912151821
Above the authors' own mediansBelowScale: plus or minus 6%Busiest hour: 08:00 UTC
Show engagement by hour posted, utc as a table
Engagement by hour posted, UTC
Hour (UTC)Vs author medianPosts
00:00 UTC-1%52K
01:00 UTC-2%53K
02:00 UTC-3%51K
03:00 UTC-4%55K
04:00 UTC-6%44K
05:00 UTC-4%43K
06:00 UTC-4%50K
07:00 UTC-5%54K
08:00 UTC-4%62K
09:00 UTC-3%72K
10:00 UTC-2%74K
11:00 UTC-3%81K
12:00 UTC-2%89K
13:00 UTC-2%98K
14:00 UTC-4%101K
15:00 UTC-2%104K
16:00 UTC-3%102K
17:00 UTC-3%94K
18:00 UTC-1%88K
19:00 UTC-2%83K
20:00 UTC-1%77K
21:00 UTC-1%68K
22:00 UTC-2%59K
23:00 UTC-2%53K
Engagement by day of weekSeven bars, one per weekday, Sunday first. Each bar shows how posts published on that day compare with their own authors' median engagement. Bars above the centre line ran higher than the median, bars below ran lower. A marker flags Busiest day: Wednesday.
SunMonTueWedThuFriSat
Above the authors' own mediansBelowScale: plus or minus 5%Busiest day: Wednesday
Show engagement by day of week as a table
Engagement by day of week
DayVs author medianPosts
Sunday+5%237K
Monday0%300K
Tuesday-3%299K
Wednesday-1%256K
Thursday-1%249K
Friday-3%258K
Saturday+3%232K
See what moves engagement across the whole catalogWhat counts as a good engagement rate at this size

Best tweets

  • Aug 4, 20269.4x their median

    İlk yasa teklifi denilerek imzaya açılmış, yarın meclise sunulacakmış. Demek ki bununla bitmeyecek. Arkası gelecek. Peki arkasından ne gelecek? Menüde ne var?

    1.5K206101551K viewsView on X
  • Aug 1, 20268.3x their median

    YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, silah bırakan PKK terör örgütü mensuplarının siyaset yapabilmelerinin güvence altına alınmasını istedi: “Altını çizerek söylüyorum; örgüt silahlı yöntemden vazgeçti ve kendisini kendi hukukuna göre feshetti. Ama siyaset yapma iradesinden vazgeçmedi. Yani sonuçta silah bırakacak örgüt üyeleri veya bu yasa çerçevesinde sivil yaşama katılacak olan insanlar, yurttaşlarımız sonuçta siyaset yapacaklar. Yani siyasetten vazgeçmiş değiller. Bu çerçevenin de güvence altına alınması gerekir. Şu anda siyaset yapan insanların mevcut ortamda hiçbir güvencesi yok. Dolayısıyla sürecin yasadan sonra da tıkanmaması, pürüzlerin ve aksaklıkların yaşanmaması için demokratik siyasal yaşamın sürdürüleceği konusunda güvencelerin mutlaka hem yasal zeminde hem de uygulamayla verilmesi lazım ki sonraki süreç de aksamadan yürüsün.”

    3121107574571.3M viewsView on X
  • Aug 9, 20263.5x their median

    Mevzubahis... Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle yazmış: “Ben Türkiye’yim. Türkiye benim adesem, ölçüm ve realitemdir. Kâinata, insana, her şeye oradan, onun arasından bakmak isterim.” Bugün önümüzdeki mesele de budur: Türkiye vatanımızdır. Türkiye Cumhuriyeti millî devletimizdir. Hangi kökenden gelirsek gelelim, hepimiz Türk milletinin fertleriyiz. Türkçe, dil bayrağımızdır. Bu değerler etrafında birleşmek; vatanımıza, millî devletimize ve millet bütünlüğümüze sahip çıkmak zorundayız. Bu, kendisini Türk milletine ait hisseden herkes için millî bir ödevdir. Mevzubahis olan tam da budur.

    5936928929K viewsView on X
  • Aug 12, 20263.3x their median

    Cumhuriyet'in neyinden rahatsızsınız? DEM Parti eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 11 Ağustos'ta Halk TV'de yasaya Yeni Partiden “hayır” diyenleri “100 yıllık zihniyeti devam ettirmekle” niteleyerek Cumhuriyeti hedef almış. DEM eş başkanı "Hayır" diyenleri “100 yıllık zihniyeti devam ettirdikleri için hayır dediler" olarak nitelemesi aslında "Evet" diyenleri de "100 yıllık zihniyeti devam ettirmek istemedikleri için evet" dediler olarak yaftalamaktır. Bu çerçevelemenin muhatapları tarafından da karşı cevap bulması gerekiyor. Hatimoğulları'nın yasayı kendi zihniyetiyle çevrelemesi ayrıca "Onlardan oy beklerdik" diyerek verilen oyları kendi zihniyetlerine verilen oy olarak nitelemeleri marjinal zihniyetin sürekli bir istismar arayışının da yansımasıdır. Yani özne Türkiye değildir, özne kendileridir. Bu hesaplaşma dilini süreç içinde hangi boyuta ulaştırmak istedikleri de malumdur. Bu ifadeler, değerlerin ve ilkelerin sınandığı dönemlerde danışıklı tutumların(muvazaalar) bugüne getirdikleri kolaylığı yarın ödenmesi mümkün olmayan siyasi ve toplumsal bedeller doğuracağına ilişkin bir uyarıdır. O hâlde açıkça soralım: 100 yıllık Cumhuriyet zihniyetinin neyinden rahatsızsınız? Sevr’i yırtan millî iradeden mi? Vatanı emperyalizmden, işgalden kurtaran Millî Mücadele’den mi? Egemenliği millete veren Cumhuriyet’ten mi? Türk milletini etnik parçalara ayırmadan eşit vatandaşlıkta birleştiren millî devletten mi? Üniter yapıdan mı, Türkiye'nin vatan olmasından mı, millet egemenliğinden mi? Milli kültürü Cumhuriyetin temeli olarak kabul etmek mi? Hangi kökenden olursak olalım hepimizin Türk milletinin fertleri olmamızdan mı? Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına girdi. Bundan yüz yıl önce bu millet teslimiyeti reddetti, parçalanma planlarını bozdu ve kendi devletini kurdu. “Yüz yıllık zihniyet” diye küçümsediğiniz tarih, esaretin değil istiklalin, emperyalizmin değil milli iradenin, inkârın değil millî egemenliğin, etnik ayrımcılıktan değil Türk birliğinin yanında olmanın tarihidir. Cumhuriyet zihniyeti açıktır. Cumhuriyet vardır; ama milletsiz değildir. O milletin adı Türk milletidir. Cumhuriyet vardır; ama devletsiz değildir. O devlet, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan millî devlettir. Cumhuriyet vardır; ama egemenlik bir kişiye, gruba, sınıfa veya etnik kimliğe ait değildir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Cumhuriyet vardır; ama millet anlayışı kan bağına dayanmaz. Cumhuriyet’in Türk milleti, vatandaşlık bağıyla millete, vatana ve ortak geleceğe bağlanan insanların bütünüdür. Cumhuriyet vardır; ama yalnız hak vermez, ödev de yükler. Vatandaş olmak, sadece hak sahibi olmak değil; ülkesine, milletine ve ortak geleceğine karşı sorumluluk taşımaktır. Vatandaşlık yalnızca Cumhuriyetle hukukî bir bağ değildir. Bu coğrafyayı vatan kılanlara, milleti devlet-i ebed müddet ülküsüyle yaşatan iradeye; ülkeye, millete, kültüre ve tarihe duyulan vicdani aidiyet ve sadakattir. Cumhuriyet vardır; ama makamlar etnik kimliklere paylaştırılmaz. Her vatandaş; etnik kökenine bakılmaksızın Cumhurbaşkanı, milletvekili, bakan, hâkim, savcı, öğretmen, mühendis, polis veya kamu görevlisi olabilir. Cumhuriyet’te hakların da görevlerin de ölçüsü etnik aidiyet değil, vatandaşlıktır. Cumhuriyet vardır; ama silahın, tehdidin ve baskının hükmü yoktur. Hukukun üstünlüğü ve millet iradesi vardır. İşte “yüz yıllık zihniyet” budur: Millî egemenlik, millî devlet, milli kimlik, vatan, vatandaşlık ve hukukun üstünlüğü… Elbette eksiklerimiz, yanlışlarımız vardır. Ama bu Cumhuriyetin değil yönetenlerin sorumluluğudur. Hatimoğulları'nın kullandığı bu dil Cumhuriyeti özne yaparak bir tarihi hesaplaşma zihniyetinin deşifresidir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı, ilk yüzyılın kazanımlarıyla hesaplaşılarak değil; bu kazanımlara çok daha güçlü sahip çıkılarak kurulacaktır.

    5527914525K viewsView on X
  • Aug 19, 20263.0x their median

    İmralı’da “Uydurma”, Hacıbektaş’ta “Savunuculuk” “Bir dilden iki söz söyleme; kimseye mekr ü hile eyleme.” DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hacı Bektaş Veli’yi anma töreninde Alevilerin yaşadığı acılardan söz ediyor; Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak erkânı, ocakları, pirleri ve cemleriyle varlığını sürdürdüğünü söylüyor. Oysa Öcalan, PKK’nın 12. Kongresi’ne gönderdiği 25 Nisan 2025 tarihli perspektifte Alevi geleneğini “uydurma”, Aleviliği ise Kürt geleneksel varlığını ortadan kaldırmak amacıyla inşa edilmiş bir “aldatmaca” olarak nitelendiriyor. Öcalan burada Sünniliği de aynı eksene oturtuyor. Bir yanda Öcalan, Aleviliği “uydurma” bir gelenek ve “aldatmaca” sayıyor; öte yanda siz Hünkâr’ın huzurunda Aleviliğin erkânından, ocaklarından, pirlerinden ve tarihî hafızasından söz ediyorsunuz. Bir yandan Aleviliğin kendi kimliğini reddeden ve onu etnik bir siyasi tasarım içinde eritmeye çalışan Öcalan çizgisini siyasi referans kabul edecek; diğer yandan başkalarını Alevileri asimile etmekle suçlayarak Türkiye’ye demokrasi ve barış masalları anlatacaksınız. Bir yandan Hacıbektaş’ta Alevilerin acılarını anacak; diğer yandan İmralı’nın Aleviliği değersizleştiren sözleri karşısında susacaksınız. Bu, Alevilere sahip çıkmak değil; Alevilerin inancını ve yaşadığı acıları siyasi araç hâline getirmektir. Aleviler bir partinin oy alanı, acıları siyasi malzeme, Hacı Bektaş Veli’nin dergâhı da Öcalan’ın sözlerini örtecek bir sahne değildir. Önce kendi siyasi kıblenizle yüzleşin: Aleviliği “uydurma” sayan bir zihniyetin gölgesinde Alevilik savunuculuğu yapılamaz. Bu çelişki gösteriyor ki mesele, Alevilerin acılarını paylaşmaktan çok bu acılar üzerinden bir kimlik siyaseti kurmaktır. Hedef, toplumsal fay hatlarını kapatmak değil; milleti etnik ve mezhepsel parçalara ayırarak kendi siyasi zihniyetlerine alan açmaktır. Alevi toplumunun geniş kesimlerinin millî devletle, millî kimlikle, milli kültürle, vatandaşlık ilkesiyle, Cumhuriyetle ve Atatürk’le bir meselesi yoktur. Aksine laik Cumhuriyeti, ortak vatandaşlık hukukunu ve millî birliği, inançlarını özgürce yaşayabilmelerinin güvencesi olarak görürler. Bu nedenle Cumhuriyetle, millî devletle ve millî kimlikle hesaplaşanların Alevilerin tarihî acılarına sığınarak kendilerini onlara yakın göstermesi ve Alevilik üzerinden kendi siyasi projelerine meşruiyet devşirmesi kabul edilemez. Bir de sanatçı Sn. Sabahat Akkiraz bu değerlere sahip çıkınca da onu protesto edeceksiniz. Oysa asıl Hünkar'ın makamını bu zihniyetinize zemin olarak kullanmanız sorgulanmalı. Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ölçüsü açıktır: “Bir dilden iki söz söyleme; kimseye mekr ü hile eyleme.” İmralı’da Aleviliği “uydurma” sayan anlayışa susup Hacıbektaş’ta Alevilik savunuculuğuna soyunmak, tam da bir dilden iki söz söylemektir.

    4977917427K viewsView on X
  • Aug 2, 20262.9x their median

    PKK’yı silah bırakma noktasına getiren, Türkiye’nin kararlı ve sonuç olarak başarılı terörle mücadelesidir. Kahramanları da güvenlik görevlilerimiz, şehit ve gazilerimizdir. Terörsüz Türkiye de bu başarının tescilinin sahada ilanı olmalıdır. Bu hedef; etnik kimlik siyasetini yeniden üretmek, terör örgütünün yapısını ve kadrolarını başka biçimlerde korumak, siyasi güvence vermek, Türk milletini, millî kimliği, vatandaşlık ilkesini, millî devleti ve Türkçeyi tartışmaya açmak isteyenlerin taleplerine teslim edilmemeli, bunlarla yönlendirilmemelidir. Buna kapı aralayacak bir düzenlemeyle saptırılmamalı, saptıracak yeni siyasi projelere gerekçe yapılmamalıdır.

    4476954228K viewsView on X
  • Jul 27, 20262.3x their median

    Yasa Meclis’ten Önce İmralı'da, sonra da Kandil’de mi Biçimleniyor? KCK/PKK elebaşı Mustafa Karasu, 26 Temmuz'da Medya Haber'e röportaj vermiş. "Taslağı gördükten sonra tutumumuzu açık ve net ortaya koyarız" demiş. Karasu, hazırlanmakta olduğu ileri sürülen yasa taslağının önce Öcalan’a götürüldüğünü, şimdi de Kandil’in değerlendirmesine sunulacağını ifade etmiş. Yasama iradesi, Meclis’e gelmeden İmralı ve Kandil’in ölçüsüne göre mi şekilleniyor? Karasu’ya göre Öcalan taslağı “eksik ama başlangıç” olarak değerlendirmiştir. Bu taslağın önce İmralı'ya gönderildiğini itiraf ediyor. Kandil de taslağı gördükten sonra tutum belirleyecektir. Böylece örgüt, hukuka tabi olan taraf değil; hukuku inceleyen, kavramları reddeden ve sonraki adımları belirleyen bir siyasi otorite gibi davranmaktadır. “Terör örgütü” denmesin talebi ne anlama geliyor? Karasu yasada “terör örgütü” ifadesine karşı çıkmış. PKK’nın kendisini feshettiğini söylemesi, geçmişte işlediği suçları ve hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz. Bu ifadenin metinden çıkarılması, örgütün suç tarihini silmeye ve silahlı mücadeleyi sıradan bir siyasi faaliyet gibi göstermeye hizmet eder. Bu durumda tasfiye edilen terör değil, terörün adı olur. Örgüt feshedildiyse Kandil neden hâlâ karar veriyor? Karasu bir yandan “Örgütü feshettik” diyor, diğer yandan örgüt adına konuşuyor, yasa taslağı bekliyor ve ortak tutum açıklayacağını söylüyor. Bu çelişki, gerçek bir tasfiyeden çok örgütsel yapının başka bir biçimde korunmak istendiğini gösteriyor. İstenen örgütsel süreklilik Karasu, “örgütlenme özgürlüğünün tam olduğu” bir ortam talep ediyor. Ancak burada istenen yalnız bireysel siyaset hakkı değildir. PKK’nın kadrolarının, ideolojik disiplininin, Öcalan merkezli bağlılık düzeninin ve toplumsal örgüt ağının “demokratik siyaset” adı altında korunması istenmektedir. Demokratik örgütlenme özgürlüğü, terör örgütünün hiyerarşik yapısını başka adlarla sürdürme özgürlüğü değildir. Bu, ortak vatandaşlık içinde siyaset değil; devletin yanında ayrı önderliği, ayrı disiplini ve ayrı siyasi toplumu olan paralel bir örgütlenme riskidir. “Başlangıç yasası” yeni taleplerin habercisidir Karasu, Öcalan’ın taslağı “başlangıç” olarak gördüğünün aktarıyor. Bu ifade, çıkarılacak düzenlemenin son adım değil, yeni taleplerin ilk basamağı olarak görüldüğünü gösterir.

    3437824560K viewsView on X
  • Aug 4, 20261.9x their median

    Silah Bırakma Yasasından “Yeni Cumhuriyet” Tasavvuruna Öcalan’ın açıklaması, çıkarılacak yasayı PKK’nın silahsızlandırılması için değil, “demokratik cumhuriyet” adını verdiği daha kapsamlı bir siyasal dönüşümün başlangıcı olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. İmralı Heyeti, Öcalan’la 2 Ağustos’ta yaptığı görüşmenin ardından 3 Ağustos’ta şu mesajları paylaşmıştır: “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.” “Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız.” “Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa, şimdi de demokratik cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.” “Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız.” “Henüz her şey çözülmüş değildir. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.” “Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.” “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” sözü, yasanın nihai çözüm değil, uzun vadeli bir dönüşümün başlangıcı olarak görüldüğünü göstermektedir. Yasanın “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” sayılması, düzenlemeye olağan bir kanunun çok ötesinde kurucu bir anlam yüklendiğini ortaya koymaktadır. “Demokratik cumhuriyet için çalışma” çağrısı, hedefin silah bırakmayla sınırlı olmadığını, yeni bir siyasal düzen tasavvuruna yöneldiğini göstermektedir. Yasanın “demokratik cumhuriyete kapıyı sonuna kadar aralayan anahtar” olarak tanımlanması ise düzenlemenin sonraki siyasi ve anayasal taleplerin önünü açacak bir araç olarak görüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle açıklamayı yalnızca silah bırakanlara uygulanacak bir geçiş yasasına destek şeklinde okumak eksik kalır. Açıklamanın kendi mantığına göre yasa, PKK’nın silahlı dönemini kapatırken Öcalan’ın siyasi programının önünü açacak bir geçiş eşiğidir. Sahada tescil mi, masada meşruiyet mi? Türk milleti için mesele açıktır: PKK’nın bütün unsurlarıyla silahlarını bırakması; KCK, YPG ve PJAK dâhil örgütsel yapılarının dağıtılmasıdır. Terörle mücadelenin Türkiye’de eylem yapamaz hâle getirdiği PKK’nın silahlarını teslim etmesi ve örgütsel varlığının sona ermesi, sahada doğrulanarak tescil edilmelidir. Öcalan’ın meseleye yüklediği anlam ise farklıdır. Onun açısından amaç, silahla gerçekleştirilemeyen hedeflerden vazgeçmek değil; silah bırakma karşılığında bu hedeflere siyaset ve hukuk yoluyla ulaşmanın önünü açmaktır. Kısacası Türk milleti için mesele, sahada kazanılan başarının PKK’nın silahlarını teslim etmesiyle kesinleşmesidir. Öcalan için ise sahada silahla gerçekleştirilemeyen hedeflerin masada meşrulaştırılmasıdır. Öcalan, henüz çıkarılmamış yasayı kendi siyasi tasavvuruna göre çerçevelemekte; düzenlemeyi silah bırakmanın hukukî sonucu değil, devlet ve milletle mücadelesini yeni araçlarla sürdüreceği bir başlangıç olarak sunmaktadır. “İlk adım”, “anahtar” ve “demokratik cumhuriyete açılan kapı” ifadelerinin anlamı budur. Ona göre bu çerçeve ile yasa nihai bir düzenleme olmaktan çıkacak, sonraki taleplerin dayanağına dönüşecektir. Karşılanmayan her talep üzerinden yeni bir mağduriyet alanı oluşturulacak; mesele sürekli gündemde tutularak Kürt vatandaşların Türk milletiyle ortak aidiyeti ve devletle vatandaşlık bağı tartışmalı gösterilecektir. Siyaset kurumunun Öcalan’ın ortaya koyduğu hedeflere karşı açık bir siyasi duruş sergilememesi ise süreci tek taraflı biçimde çerçevelemesine alan açmaktadır. Bu sessizlik, talepleri kabul edilmiş hâle getirmez; ancak Öcalan’a, bunların siyasi ve hukukî meşruiyetinin zımnen tanındığını ileri sürme ve süreci kamuoyuna bu şekilde sunma fırsatı verir. Üstelik insan kaynağını koruyarak bu fırsatı kullanmak ister. Cumhuriyet’in kuruluşuyla eşitleme ne anlama geliyor? “En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” ifadesi, bilinçli bir tarihsel ölçek büyütmesidir. Cumhuriyet’in kuruluşu; millî egemenliğin, bağımsız devletin, ortak vatandaşlığın ve yeni hukuk düzeninin kurulmasıdır. Bir silahsızlanma yasasının bununla eşitlenmesi, düzenlemeye kurucu bir anlam yüklemektedir. Böylece mevcut Cumhuriyet eksik veya aşılması gereken bir aşama gibi gösterilirken Öcalan da bu “ikinci kuruluşun” fikir ve yön veren aktörü konumuna yerleştirilmektedir. PKK’nın silah bırakması, devletin terörle mücadeledeki başarısının sonucu olmaktan çıkarılıp Öcalan’ın öncülük ettiği tarihsel dönüşümün başlangıcı şeklinde yeniden anlatılmaktadır. Bu aynı zamanda ciddi bir meşruiyet aktarımı girişimidir. Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in kurucu fedakârlığıyla PKK’nın silahlı mücadeleden vazgeçişi arasında sembolik bir paralellik kurulmaktadır. Oysa Cumhuriyet’in kuruluş esasları millî egemenliğe, millî devlete, ortak vatandaşlığa ve milletin siyasi birliğine dayanır. Öcalan’ın “demokratik ulus” ve “demokratik cumhuriyet” anlayışı ise bu tezin karşısına çıkarılmış bir antitezdir. Öcalan, Cumhuriyet’in kuruluş esaslarına karşı ürettiği bu antitezi çıkarılacak düzenleme üzerinden meşrulaştırmak istemektedir. Bu antiteze kanunla kapı aralamak, ona ilişkin umutları canlı tutmak ve yeni istismar alanlarına fırsat vermek son derece yanlış olur. “Demokratik cumhuriyet” masum bir demokrasi vurgusu mu? Öcalan’ın kullandığı “demokratik cumhuriyet”, yalnızca mevcut anayasal demokrasinin daha iyi işletilmesi anlamına gelmemektedir. Bu kavram onun düşünce sisteminde “demokratik ulus”, kimliklerin siyasi ve toplumsal örgütlenmesi, yerel meclisler, komünler, öz yönetim mekanizmaları, millî devletin sınırlandırılması ve örgütlü toplumun devlet karşısında ayrı bir karar alanı kazanması gibi unsurlarla birlikte kullanılmaktadır. Nitekim Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı kimliklerin “kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmalar” içinde örgütlenmesini savunmaktadır. Tuncer Bakırhan’ın aynı çizgiyi açıklarken kullandığı sözler daha da berraktır: Silah bırakmayla “mücadele bitmemekte, aracı değişmekte”; “demokratik cumhuriyet” ve “demokratik ulus” çizgisi daha güçlü biçimde sürmektedir. Dolayısıyla söz konusu stratejik değişim, amaçtan vazgeçmek değil, amaca ulaşmak için kullanılan aracı değiştirmektir. “Toplumun örgütlülüğü” neden kritik? “Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız” cümlesi, açıklamanın en az “demokratik cumhuriyet” kadar önemli bölümüdür. Öcalan çizgisinin kavramsal bağlamında örgütlü toplum; yerel meclis, komün yapılanmaları ile kimlik temelli örgütlenmeler üzerinden devlet dışında ve devlete paralel bir siyasi alan kurulmasını ifade etmektedir. Bu anlayışta silahlı örgütün sona ermesi, onun oluşturduğu siyasi ve toplumsal örgütlenme düzeninin de sona ermesi demek değildir. Aksine Öcalan, silahlı dönemin ardından mücadelenin kendi örgütsel yapısının insan kaynağıyla “örgütlü toplum” üzerinden sürdürüleceğini ilan etmektedir. Sonuç Öcalan’ın açıklaması, bir silah bırakma mesajından çok, silahlı stratejiden örgütlü siyasi ve toplumsal stratejiye geçiş bildirisidir. Öcalan, çıkarılacak yasayı nihai çözüm olarak değil, kendi “demokratik cumhuriyet” tasavvuruna açılan ilk kapı olarak görmektedir. Türk milleti için mesele; terörle mücadelenin Türkiye’de eylem yapamaz hâle getirdiği PKK’nın bütün unsurlarıyla silahlarını teslim etmesi ve KCK, YPG ve PJAK dâhil örgütsel yapılarının dağıtılmasıdır. Öcalan için ise silahla gerçekleştirilemeyen hedeflerin, silah bırakma karşılığında insan kaynağıyla siyaset ve hukuk alanına taşınarak meşrulaştırılmasıdır. Düzenlemenin lafzında veya ruhunda Öcalan'ın tasavvuruna, istismarına ve taleplerine kapı aralayacak hiçbir hüküm, belirsizlik ve anlam taşımamalıdır. Cumhuriyet’te kanunların ruhu; millî vicdana, millî varlığa ve vatandaşlık ilkesine aykırı olamaz. Millî iradeyi temsil edenlerin görevi; Millet fertlerinin tamamının ortak arzu ve emellerinden doğan bu ruha sahip çıkmaktır. Türk milletinin egemenliğini, Cumhuriyet’in kuruluş esaslarını ve devletin hukukunu tartışmasız biçimde korumaktır. "Bu, kendini Türk milletine ait hisseden herkes için millî bir ödevdir." "Hangi kökenden olursak olalım hepimiz Türk milletinin fertleriyiz."

    2825924425K viewsView on X
  • Aug 26, 20261.8x their median

    SDG/YPG Suriye'ye Entegre mi Edildi, Devlete mi Monte Edildi? Millî Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler 20 Aralık 2025'te Türkiye'nin Kırmızı Çizgi'sini açıkça söylemişti: “SDG bir birlik halinde entegrasyondan bahsediyor ancak bu kabul edilemez. Mutlak surette Suriye ordusuna ferdi olarak entegre olmaları lazım. Bu konudan geri adım atmamız söz konusu değildir.” Ve daha da netleştirmişti: “Birlik olarak değil, ferdi olarak entegre olmaları lazım. Aksi halde bunun adı entegrasyon olmaz.” Peki bugün gerçekleşen bu mu? SDG mensupları dağıtılarak ve ferdî olarak Suriye ordusuna alınmadı. SDG'nin askerî insan gücü kendi kadrolarından oluşturulan 4 tugay halinde Suriye ordusunun bünyesine taşındı. Silahların teslim edildiğine ilişkin de bir durum yok. Yani bugün ortaya çıkan model, MSB'nin açıkça “kabul edilemez” dediği ve “geri adım atmayacağız” diye altını çizdiği birlikler halinde katılım modelidir. Sayın Bakan, “Birlik olarak değil, ferdi olarak entegre olmaları lazım. Aksi halde bunun adı entegrasyon olmaz.” demişti. Haklı. Bunun adı entegrasyon değilse, ortaya çıkan modele “montaj” demek daha doğru: SDG/YPG dağıtılıp bireyleri devlete entegre edilmedi; kadroları ve birlikleri yeni devlet yapısının içine monte edildi. Tabela değişikliği tasfiye, örgütün devlet içine taşınması da entegrasyon değildir. Milli Savunma Bakanının birlik halinde entegrasyon kabul edilemez, bunun adı da entegrasyon olmaz dediği gelişme "entegrasyon" diye Türkiye'de pazarlanıyor. Neden bu tutuma sahip çıkılmıyor? Türkiye bu tutumunda kararlı olmalıdır. Şimdi sormak lazım entegrasyon mu montaj mı?

    2479420316K viewsView on X
  • Aug 3, 20261.8x their median

    Terörle Mücadele Maliyet Hesabına İndirgenemez; Şehidin Hakkı PKK Düzenlemesine Bağlanamaz Terörle mücadelenin ekonomik maliyeti, bugün yürütülen sürecin ve PKK’ya yönelik düzenlemelerin gerekçesi yapılmamalıdır. Şehit ve gazilerimizin haklarını aynı düzenleme denklemine yerleştirerek mücadele edenle mücadele edileni ahlaken eşitlemek ise adalet değil; milletimizin ödediği bedeli değersizleştiren vahim bir yanlış olur. Terörle Mücadele Maliyet Hesabına İndirgenemez PKK terörünün yol açtığı maliyeti bilen ve bu fedakarlığını şikayet etmeden yüklenen aynı zamanda terör örgütüyle müzakere ve pazarlığın devlete ve millete ödetebileceği bedelleri de bilen bir milletiz. Türk milleti, “Allah devlete ve millete zeval vermesin” duasında ifadesini bulan güçlü bir devlet ve millet şuuruna sahiptir. Bu nedenle terörle mücadele için harcanan maddi kaynakları yaşadığımız sürecin gerekçesi yapmak, “Terör biterse şu kadar tasarruf sağlanır” hesabına indirgemek; verilen mücadeleyi, bunun anlamını, yapılan fedakârlıkları, kaybedilen canları ve dökülen kanları hafife almak anlamına gelir. Harcanan kaynakların karşılığında yalnızca ekonomik bir sonuç yoktur; korunan vatan, ayakta tutulan devlet, muhafaza edilen millî birlik ve güvenliği sağlanan milyonlarca vatandaş vardır. Terörle mücadele edilmeseydi veya başarı sağlanamasaydı Türkiye’nin bölünmeye, yaygın bir iç çatışmaya ve PKK’nın “halk savaşı” stratejisine sürüklenmesinin bedelini kim ödeyecekti? Kaybedilecek vatan toprağının, yitirilecek canların, çökecek kamu düzeninin ve parçalanacak toplumsal barışın para karşılığı var mıdır? Terörle mücadeleden tasarruf olmaz. Bu mücadeleye ayrılan kaynaklar; milletin birliği, devletin egemenliği ve vatandaşın güvenliği için yerine getirilmiş zorunlu bir devlet görevidir. Üstelik terörle mücadelenin ekonomik maliyetini PKK mensuplarına yönelik bir düzenlemenin gerekçesi yapmak, aynı mantıkla Türkiye’nin bugünkü savunma harcamalarını da sorgulatır. Yarın birileri çıkıp “Tehditlerle anlaşalım, savunmaya bu kadar kaynak ayırmayalım” derse ne cevap verilecektir? Oysa savunmanın amacı yalnızca savaşmak değil; tehditleri caydırmak, ülkenin bağımsızlığını ve milletin güvenliğini korumaktır. Vatan savunması bir maliyet kalemi değil, devlet olmanın vazgeçilmez sorumluluğudur. Ayrıca terörle mücadeleye ayrılan kaynakların, farklı sebep ve gerekçeleri olan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilişkilendirmekte doğru değildir. Terörün bütünüyle tasfiye edilmesi elbette kamu kaynaklarının kullanımındaki öncelikleri değiştirir. Ancak bu, terörle mücadelenin başarıya ulaşmasının sonucudur; PKK mensuplarına yönelik düzenlemelerin gerekçesi değildir. Mücadele Edenle Mücadele Edilen Aynı Hukuki ve Ahlaki Denkleme Konulamaz Şehit ve gazilerimizin hakları, devletin kahramanlarına karşı koşulsuz borcudur. Bu haklar, PKK mensupları için hazırlanacak bir düzenlemenin karşılığı, dengesi veya vicdani örtüsü değildir. Terörle mücadele edenlerle mücadele edilenleri birbirine paralel düzenlemelerin iki tarafı gibi göstermek; şehit ve gazilerimize tanınacak hakları PKK’ya yönelik düzenlemelerin ahlaki denge unsuru hâline getirmek çok yanlıştır. Üstelik sorumluluk, şehitlerimizin, gazilerimizin ve ailelerinin maddi ve manevi sorunlarını çözmekle sınırlı değildir. Onların canları ve kanları pahasına korudukları millî devleti, millî kimliği, üniter yapıyı, milletin birliğini ve Cumhuriyetin temel esaslarını korumak da aynı sorumluluğun ayrılmaz parçasıdır. Şehit ve gazilerimizin haklarını iyileştirirken uğruna mücadele ettikleri değerleri tartışmaya açmak, onların fedakârlıklarına karşı görevimizi eksik bırakmak demektir. Devlet, kahramanlarına yalnız haklarını teslim ederek değil, emanetlerine sahip çıkarak da vefasını göstermelidir. Terörsüz Türkiye sürecinde PKK’ya yönelik düzenlemelere ekonomik tasarruf gerekçesi üretmekten ve şehitlerle gazilerimizin haklarını bu düzenlemelerle aynı takvime, aynı pakete veya aynı siyasi denkleme bağlamaktan kesinlikle kaçınılmalıdır. Mücadele edenle mücadele edileni aynı yasama denkleminin iki tarafı hâline getiren bu vahim yanlıştan vazgeçilmeli; şehit ve gazilerimizin hakları tamamen bağımsız, müstakil ve öncelikli biçimde ele alınmalıdır. Terörsüz Türkiye’nin temeli maliyet hesabı, taviz veya vicdani denkleştirme değil; terörün kayıtsız şartsız tasfiyesi, millî birliğin güçlendirilmesi, Cumhuriyetin temel esaslarının korunması ve devletin adaletidir.

    3014414124K viewsView on X

Ranked by total interactions across everything we have tracked for this account, which is a longer history than the 30-day window the rates above use. The multiple compares each post to this account's own median.

Buy or sell X accounts - escrow-protected

PlayerSells is an escrow marketplace for X accounts. Every deal is protected, with no middleman risk.

Reading these numbers

A typical post picks up 197 interactions against 817K followers, an engagement rate of 0.024%. Measured over 35 original posts, its engagement rate beats 47% of 3,882 tracked accounts of a similar size, which puts it in the middle of its size range rather than at either end. Posts are seen about 22K times each, and 0.899% of those impressions turn into an interaction. That is about 2.68% of the follower count, which is the gap between an audience on paper and an audience in a timeline. Posting runs at about 2 posts a day over the last 30 days, with activity on almost every day in the window. Most posts go out around 08:00 UTC, and Wednesday is the busiest day of the week. Of the 35 posts sampled, 54% carry an image or video, 9% are part of a thread and 6% link out. The account's strongest tracked post pulled 1.9K interactions, about 9.4x its own typical post.

What is Oktay Vural's engagement rate on X?
Oktay Vural (@oktayvural) has an engagement rate of 0.024%, based on the median interactions across 35 original posts from the last 30 days against 816,535 followers. Replies, reposts and quote-posts of other people are excluded from that sample.
Is that a good engagement rate?
At 0.024%, Oktay Vural sits above the 25th percentile of the 37,582 accounts in this comparison. Those comparison accounts are all large ones, because our scanning cadence is weighted towards big accounts, so this is a ranking among peers of similar scale rather than a ranking across X.
Does @oktayvural have real engagement?
Its engagement rate beats 47% of the tracked X accounts closest to it in follower count (3,882 accounts), which puts it in the middle of its size range group. Ranking inside a size band matters because engagement rate falls as accounts grow, so a raw rate would mostly re-measure the follower count. It is a starting point for a look at follower quality, not a verdict on it.
When does @oktayvural post?
Most posts go out around 08:00 UTC, and Wednesday is its busiest day, at roughly 2.03 posts per day across the measured window.

Keep going

Oktay Vural (@oktayvural) Engagement Rate - 0.024% | PlayerSells